Ben Kabuslarla Büyüdüm, Hayal Kurmak Ne Haddime.... - Blogcu
Ben Kabuslarla Büyüdüm, Hayal Kurmak Ne Haddime....
3/12/2008 - Sevgili Ziyaretçilerim...
Merhabalar... Bugüne kadar elimden geldiğince sevdiğim yazıları şiirleri hikayeleri paylaşmaya çalıştım sizlerle... Artık yeni yerim altta bulunan adres... Burayı olduğu gibi orayı da ziyaret ederseniz ve yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim...Sevgiyle kalın...
Her geçen gün biraz daha acıyor canım... Her geçen gün biraz daha kan kaybediyor hayallerim. Su alan bir gemi misali her geçen gün yavaş yavaş batıyorum. Tayfam yok,yolcum yok... Gemiyle birlikte batacak hiçbirşeyim yok... Ne hayellerim ne umudum ne de yarınlarım...
Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, görüyorsun işte unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Aşk'a ve sana ihanet etmiyorum benim kırgınlığım aşk'a sen üstüne alınma...
Bilirmisin uzanıpta yakalayamamanın ne olduğunu? Uzanırsın, engeller çıkar. Tek tek aşarsın. Tam yakaladım bu sefer derken elinin ucundan kayıverir, bir daha yakalayamamacısına. Ben bıktım bu kısır döngüden. Ya bitmeli bu işkence yada bitirmeli beni... Ya istemeli beni yada tamamen silmeli... Kan kaybediyor hayatım...
Can çekişiyor hayallerim...Yaşamak zor geliyor artık bana. Nerde hata yaptım diye düşündükçe batıyor her limanda gemillerim... Gidiyorum... Yaşamak istemiyorum artık aranızda...
Yine o ağrıyla uyandım... İnsanın içi ağrır mı hiç? Ağrıyor işte... Dibe yuvarlanıyorum, Ağır geliyorum kendime... Kendime birikiyorum kendimi yabancılaştırarak kendime. Tanıyamıyorum çoğu zaman beni. En sevdiğim çiçek adlarını unutuyorum bazen. Bazen de yürüdüğüm yolu. Geliyor muydum yoksa gidiyor muydum bilmiyorum..?
Aramadığın yerlerde olmayı seçiyorum nedense. Karşılaşma ihtimalimizin olmadığı... Olamayacağı... İlk ışıktan sağa dönüyorum hep. Senden değil, seninle karşılaşmaktan korkuyorum. Şekil değiitirmişiz biz. Ben giderken, sen gelirken ne varsa bilmediğim; Karşılaştığımızda bir şamar gibi inecek yüzüme sanırım. O yüzden kaçıyorum karşılaşmalardan. Korkmak değil bu. Korkudan kormak benimkisi... Ve anladım ki ayrılığa değil, ayrı kalmaya yeniliyor insan...
Çelişkisiz yaşadın sen. O yüzden anlayamazsın beni. İçinde hiç "kal"ı olan bir "git"in olmadı mesela... Bildiğim tek adres, adresssizliğimdir benim. Sen hiç bu kadar cesaretli olmadın unutma. Ben yola çıktığımda, geriye dönerken nelere ihtiyacım olacağını hesaplamam. İşte bu yüzden bu ağrı... İçim ağrıyor bak. İnsanın içi ağrır mı hiç? Ağrıyor işte...
Aç bir çocuğun hem ağlayıp hem de ekmek yemesi gibi birşey bu ayrılık sonraları. Katmerleşen bi acıyı katık etmek boğazında takılıp duran her şeye... Biliyorum "yarın yeni bir gün doğacak" hikayeleri, inananını kanatır en çok. O yüzdendir sadaka vaatlere tenezzül etmeyişim. Ucuz umutlar lütfetme adamlığıma... Ben bir tek savaşarak yenilmesini bilirim...! Yıkılmam böylesi bir yenilgiden. Utandırmaz adamlığımı bu ağrılı geçmişin ağaran yaraları. Kutsal merhamet avcısı değilim ben.
Yola sensizlikten ağlayarak da devam edebilirim. Yanıma sen gerekmez yürümem için. Bu yollarda büyüdüm ben unutma. Düşeceğimi bildiğim betonlardan korkarak atlamadım ben bu uçuruma. Kanatmış olsan da beni bir ayrılığın koynunda, Yine de merhemi istemem bir başkasının elinden. Merhemi verenlerin seni kötülemesine izin vermiş olurum o zaman. Ne sana eğilirim ne seni başkasına eğerim. Yakışmaz bu benim adamlığıma...
Ağrıyı içimde tutuyorsam hep; Hasmımla savaşımı göremesin diyedir düşmanlarım. Bu yüzden ben yokluğunun varlığına sığınarak da yaşayabilirim böyle. İnsanın içi ağrır mı hiç? Bu yüzden ağrıyor işte. . .
İnsandır her sevdadan yara alan, Tüyleri yolunmuş kuş gibi olur uçamaz. Ya da denizden çıkmış bir balık gibi nefes almaya çalışır ama; Aldığı her nefes daha fazla acı verir, batar, yüreğine saplanır bıçak gibi... Yardan ayrı olmak işte böyledir… Saramaz yaralarını bir başına, Her defasında yarin hayali gelir durur gözlerinin önüne. Uzansa dokunacak gibi olur,sıcaklığını hisseder ellerinin... Ama bir türlü yaklaşamaz yanına,yakar ateşi vücudunu baştan sona... Ve yaralar biraz daha kanamaya başlar... Sonunda anlarsın, Bakarsın ki ardında birkaç buçuk hatıra kalmıştır yastığının altında. Öpüp koklamaktan yıpranmış siyah-beyaz bir resim, Ve kurumuş bir dal papatya... Anlarsın sonunda ne kadar zor olduğunu aşkın... Yarin bir gülüşünün dünyalara bedel olduğunu anlarsın da, Elinden bir şey gelmez... Ne kadar sevsen de, ağlasan da geceler boyu, O yar hiç görmez usulca dökülen gözyaşlarını... Onun yerine yastığa sarıldığını hiç bilmez... Ona ne şiirler yazdığını, ne şarkılar söylediğini hiç duymaz ... Bırak duymasın, bilmesin. Belki zordur böylesi, belki yürek dayanmaz artık ama; En güzelidir sevdanın masum olanı... SEVGİDEN KAÇAN DEĞİL, GERİDE KALIP TÜM YÜKÜ SIRTLANANDIR AŞKIN KAHRAMANI...
Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin...Bir de beklemek ölüm gibi gelir insana böyle zamanlarda...Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana... Geri dönerse diye, ölemezsin bile...